09 Oca 2026

Yaşa Yaşa, Gör Temaşa

Yaşa Yaşa, Gör Temaşa
Temaşa etmek… Başka bir deyişle seyre dalmak… Hayranlıkla ve merakla alemi, kendini izlemek. Bu kelimenin meftunuyum. Zihnime seyre dalmayı sevdiğim şeyler üşüşüyor bir yerlerde temaşa kelimesiyle rast gelince en gediklisi de gökyüzü. Seyretmeyi en sevdiğim şey gökyüzü çünkü. O sebeple de kelimeyi duyduğum ya da okuduğum anda içim Nazım’ın dediği gibi gökyüzünün tavanı kadar genişleyiveriyor sanki. Başka yolların, başka sokakların da olduğunu hatırlıyorum. Sadece gökyüzüne bakarken ‘sadece’ olan şeylerin duyumunu hissediyorum, ötesiz bir zamanın içinde. Sevdiğim her kelime gibi temaşa kelimesini de tüm beden pratiklerine muhakkak taşırım anlamından, kökeninden bahsederek. Ve ilk temaşa edilecek şeyin illa ki nefes olduğunu da eklerim. İnsan denen küçük evrenin gökyüzü nefestir çünkü. Hikayenin ilk cümlesi nefestir fakat biz senelerce yaşarız da nefesimizin ritmi nasıldır bilmeyiz. Dolayısıyla hikayemizin ritminin de farkına varamayız. Ne zaman ki dışarıdan bir değnek bize dokunur hatta bizi sarsar (Değneğimiz bazen bir arkadaştır bazen de yaşamımızı kökten değiştiren bir kayıp ya da bir olay) işte o zaman hikayemizi seyretmek zorunda kalırız. İyi ki de öyle olur. Aksi pek yaşıyor olmak gibi değildir çünkü. Yaşamak tam da bu seyir anlarında gizlidir aslında. Seyir anında detaylar görünür olur. Bir nevi üryan hale geliriz. Sanki aleme ilk geldiğimiz an gibi. Dünyanın telaşları, kaygıları, tortuları erimeye başlar ve temaşa ettikçe geriye alemin-var oluşun nüvesi kalır. Kıymetlidir o ana kadar seyre devam etmek. Adem olan o halin seyranını tatmıştır bir kere ve kendine bakışı eskisi gibi olamayacaktır. Çünkü hissettikleri ne olursa olsun o eşikten geçmiştir. Gün içinde uyuşabilir, otomatik pilottan cevaplar verebilir, sabırsız davranabilir fakat o eşikten geçmiştir bir kere. Nefesini seyretme eylemi ile hemhal oldukça onu özünden koparan bu anlar çabucak dağılır. Her şeyin gelip geçtiğini kalıcı olanın öz olduğunu temaşa etmiş kişi için gündelik zorluklar da farklı görünmeye başlar. Seyrin içe doğru yani en kıymetli olanı da dışarıya doğru olanı da ziyadesiyle değerli. Zihnin içine üşüşen her şeyi elinin tersiyle itip ben şu ana mühürlendim dedirttiği için. Nefes, gökyüzü, bir ağaç, deniz, belki uçan bir kuş… Temaşa ettiğin her ne ise hepsi ama hepsi iyileştirici. Seni yavaşlatıp senden daha yüce bir kudretin yarattığı güzellikleri seyrettirip, anın fevkaladeliğiyle sarıp sarmaladığı için şifalı. Senin konar göçerliğini sana fısıldadığı için, aldığın nefeslere şükretmeyi ve kudretinin sınırlı olduğunu sana hatırlattığı için değerli temaşa eylemi. Ne garip değil mi? Bilmek için, anlamak için geldiğimiz şu alemde en çok bu amacı unutmuş olmamız? Ve onu hatırlamak için ihtiyacımız olanın sadece DURUP SEYRETMEK olması. Önce kendimizde olanı, sonra dışarıda… Mevcudiyetin eşiğinden geçivermek, sertleşen omuzlarını yumuşatmak, şöyle halis muhlis bir nefes almak ve sonra da temaşa etmek… O gün nasibine ne düştüyse onu seyreylemek… Mümkünse yargılardan azade olarak… Sanırım kendime oluşturduğum en güvenilir liman burası. İlkin nefesi temaşa etmek sonra gökyüzünü… Yaşamın içini gördüğüm yer de, kendimi de… Gördüğümü beğensem de beğenmesem de…