Vazgeçmek: Elinden gelenin en iyisini yaptığın halde seni yıpratmaya başladığı anda o şey her ne ise ya da o yer her neresi ise oradan usulca çekilmek.
Vazgeçmek: Olmazsa olmazlarına bakıp aslında olmazlarsa olanın ‘sen’ olabileceğini fark etmek ve olmazsa olmazların ipini salmak.
Vazgeçmek: Sürüklemeyi ve sürüklenmeyi bırakmak.
Vazgeçmek: Beklediğimiz gibi olmayan şeylerle yüzleştiğimizde beklediğimiz gibi olmaları için diretmeyi bırakmak.
Vazgeçmek: Direnç göstermeyi bırakmak.
Vazgeçmek: Yapamadıklarının yükünü taşımayı bırakmak.
Vazgeçmek: Konfor alanının sarsılmasından korkmayı bırakmak.
Vazgeçmek: Üstüne giydiğin ve de sana başkalarının giydirdiği kimliklerini ateşe atmak.
Vazgeçmek: Dışarıdan gelen seslerin büyük çoğunluğunun sahici olmadığını idrak etmek ve o sesleri susturmak.
Vazgeçmek: Fark ettiğin şeylere pembe gözlüklerin ardından bakmayı bırakmak.
Vazgeçmek: Kendini sürekli pamuklara sarmayı azaltmak.
Vazgeçmek: Varsayımda bulunmayı bırakmak.
Vazgeçmek: Vazgeçemediğin şeylere tutunmayı bırakmak.
Ve tanımı değişen daha onlarca vazgeçme eylemi. Kendimi puslu camların ardından bulanık bir şekilde değil de olduğum gibi görmemi sağlayan yollar bu vazgeçişler. Kulluğumu ve acizliğimi hatırladığım bırakma anları. İşte bunların tamamı vazgeçebilmek.
Hangi anı ya da duygu ile olduğunu bilmiyorum ama çok da uzak olmayan bir zamana kadar vazgeçmek eylemi güçsüz kalmak, pes etmek, yetkinliklerini tam kullanamamak gibi anlamlara tekabül ediyordu benim için. Vazgeçtiğimde omuzlarım düşüyordu sanki. Dahası buruk bir his de bırakıyordu ruhumda, bir yenilgiden çıkmışım gibi. Kimseye diyemediğim bir içe çekilme hali yaratıyordu vazgeçtiğim ya da vazgeçmek zorunda kaldığım şeylerden sonraki tavrım. (Yol vazgeçmemiz gereken şeyi gösterdiği halde anlamıyorsak ya da onu tutmak için diretiyorsak o zaman kendi bildiği bir yerden ve de sarsarak o vazgeçme eylemini illa yaşatıyor.) Ziyadesiyle kabuğuma doğru çekilip içimde büyüyen bu vazgeçme hallerini anlamaya çalıştıkça esasında vazgeçmenin beni büyüten ve özgürleştiren bir mefhum olduğunu fark ettim.
Muhakkak ki vazgeçmeden önce mevzunun derinine bakmıştım, üzerine çokça düşünmüştüm, gündemimdeki mevzuyu farklı algılayabilir miyim diye kendime sormuştum. (Belki de bu kadar çok düşündüren ve yoran şeylerdi asıl vazgeçilmesi gerekenler, mevzulardan ya da kişilerden bağımsız. İçimde olaylara ya da kişilere yüklediğim anlamlara, kendimce yazdığım alt metinlere olan şiddetli bağımdı belki vazgeçmem gereken). Dönüp durup önüme temcit pilavı gibi sunulan şeylerin bedenimde yarattığı his sıkışıklıksa ve defaatle bunu yaşıyorsam belli ki bedenimi duymalı ve bana bunu hissettiren kişi, olay, mekân her ne ise oradan vazgeçmeliydim. Kalmaya çalışmak, ip elimden kayarken tutmaya uğraşmak bir başarı değildi. Bir zorunluluk değildi, tünelden önceki son çıkış da değildi. Ve vazgeçtikçe vazgeçebilmenin tadına vardım. Sonra o geçişlerden kalan boşluklarda tatlı rüzgarlar esti. Hafiflediğimi duyumsadım. Tutunmaya ya da tutmaya çalıştığım şeylerin mecburi çıkış yollarım olduğunu nereden uydurmuştum? Ötesi buna nasıl bu kadar inanmıştım? Oysa vazgeçince zemin ayaklarımın altından kaymıyordu, aksine ben bazen zıplayabileceğimi, bazen koşabileceğimi, bazen de uçabileceğimi deneyimliyordum. Özgür hissettiriyordu vazgeçmek.
Vazgeçtiğim her şey enerjimi biraz daha özümde tutmamı sağladı. Korkacak bir şey yoktu: Zamanı dolan her şeyden vazgeçebilirdim ki aslında tam da öğretisi bittiğinde bas bas bağırıyordu beni sal artık diye o şeyler. Göğsüme öküz oturmuş gibi hissettiren her şeyden özgürleşebilirdim. Onlara verdiğim sıkışık ve dar anlamlardan vazgeçebilirdim. Elimi kanata kanata tuttuğum ipi bırakabilirdim.
Öyle yaptım!
Fazla gelen ve beni yoran eylemlerimden, bittiğinde kendimi yorgun ve huzursuz hissettiğim sohbetlerden, gece kahvesinden, bedenimin ihtiyacı uyku iken oturmaya çalışmaktan, ayağımın gitmediği mekanlardan, içgörümü susturmaktan, uzun telefon konuşmalarından, bu olmazsa yapamam cümlelerinden, mümkün değillerden, yapamayacağımı bildiğim eylemleri zorla hayatımda tutmaktan vazgeçtim.
Ve ben vazgeçtikçe o geçişlerden kalan boşluklara asıl ihtiyacım olan kişilerin, mekanların, hikayelerin, karşılaşmaların gelmeye başladığını idrak ettim. Bu deveran eden bir yoldu, benden ve endişelerimden bağımsız büyük resmin olağan akışıydı. Zamanı dolduğunda direnmeden vazgeçebilmek öğretinin temel taşlarından biriydi aslında. Evrendeki milyonlarca ihtimale izin vermekti vazgeçilen her şey. Vazgeçmek mefhumu içimde bambaşka ve de çok hoş bir anlama büründü. Beni ben yapan ‘sahici’ şeylerin neler olduğunu görebilmem için ve kabımı genişletebilmem için vazgeçtiklerimden vazgeçmem gerekti. :)
Zorlandım evet!
Fazlasıyla tutmaya çalıştım evet!
Bir şeyleri tutmaya çalışırken bağıran yorgunluğumu güçlü olmak zannettim evet!
Vazgeçmeyi başarısızlık sandım evet!
Ama bunlardan da vazgeçtim!
Yaşım kırka yaklaşmışken hissettiğim en özgür eylemlerden biri kesinlikle vazgeçmek! :)
Sizdeki anlamı nedir bilmiyorum ama oturup kendinize bir ferah vazgeçişler listesi yapın derim, naçizane. Ferahlığını hissetmeniz için yukarıda bolca ipucu bıraktım. :)
Vazgeçtiklerinizin yeri neye ihtiyacınız varsa onunla dolsun dilerim.
Yaşasın vazgeçmenin dayanılmaz hafifliği!