07 Oca 2026

Kabul mü yoksa teslimiyet mi?

Kabul mü yoksa teslimiyet mi?
Son zamanların popüler tavsiyelerinden biri...Olanı, yaşadığın durumu ya da olayı kabul etmek. Peki böyle dilden dökülünce yapılabiliyor mu? Ya da kabul etmek şart mı? Mesela kabul etmek teslim olmak ile karıştırılıyor olabilir mi ya da ikisi de aynı şey mi aslında ? Kabul edemiyorum diyen de zaman akarken eyleminin adına kabul demese de o civarlarda geziniyor olabilir mi? Peki kabul etmek bir vazgeçme eylemi midir? Önce bu iki kelimenin kökenine ve anlamlarına bakarak başlayalım. Kabul kelimesi, Arapça kökenlidir ve ‘almak, alış, bir şeye razı olma’ anlamlarına gelmektedir. Peki razı olmak ne demektir? Geleni memnuniyetle karşılama ve teslim olma makamıdır. Yani kabul kelimesinin dibini sıyırdığımızda zaten teslimiyet ile karşılaşıyoruz. Sanki ilk alışma aşamasının adı kabulmüş de daha derinine inince olan şeyin adı teslimiyetmiş gibi. Teslimiyet kelimesinin kökeni de Arapçadır ve ‘güvenme, hakkını birine devretme, boyun eğme’ anlamlarına gelir. Dolayısıyla dillere pelesenk olmuş bu iki kelime çok net bir şekilde aynı kapıya çıkıyor. Önce bizi sıkıştıran, rahatsız hissettiren durum ile ilgili bir karşılaşma anı, onu bünyede sindirme hali yaşanıyor. İşte tam olarak burada kişisel yolculuğumuz, hayata yaklaşımımız, öğretilerimiz, kalıplarımız devreye giriyor ve yol burada biricikleşiyor. Bu sindirme sürecinin ne kadar süreceği, durumun sindirilip sindirilemeyeceği belirsizdir, kişiye özeldir. Direnç gösterdikçe kar topu gibi büyümesi olasıdır. Olmamış gibi davranmak da başka bir boyutudur. Hayat boyunca istisnasız hepimizin kapısını çalar bu süreç ta ki direnci kırana kadar kasar kavurur ortalığı. Atak dönemleri vardır bazen de sakin anları ama muhakkak yaşanır. Burada perspektifinizi alıştığınız manzaradan başka bir yere çevirmeniz kurtarıcı olabilir. Peki ne olabilir o manzara: Olana güvenme. Tıpkı teslimiyetin manası gibi zira böyle olduğunda sizi zorlayan durumun varlığı görünür olacaktır ve işte o anda durum için mücadele etme, çabayı ve enerjiyi buraya doğru yönlendirme şansı yakalanabilir. Yani teslim olma makamı aslında fark ettim, beni sıkıştıran durumun varlığını sindirmeye niyet ettim ve şimdi bu durumun getirdikleri ile ne yapabilirim, mücadelemi nasıl etkin kılabilirim ve eylemlerimi nasıl mümkün olan en kolay yol ile düzenleyebilirim demektir. Küsüp omuzlarını düşürmek yerine ayağa kalkıp yetişkin olma bilinciyle sorumluluk almaktır yani aslında teslim olma anı. Tam olarak o anda başlar aslında mücadele, ne ilginç değil mi teslim olmak mefhumunu göğüslediğinde ayağa kalkmak zorundasın. Sürecin tüm sarsıcı aşamalarından geçmişsin ve yorgun düştüm, benim kudretim yok teslim oluyorum demişsin. Ve tam olarak o zamandan sonra ayağa kalkabiliyorsun. Teslim olmak önünde sonunda harekete geçirir. Yeter ki yetişkin olma sorumluluğunu unutma. Yeter ki sadece senin kapını çalan bir hal olmadığını hatırla. Teslimiyet, yaranın merhemini de getirir yanında elbette akabinde her şey pirüpak olmayacaktır ama bir kere ayağa kalkabildiğini görmek sonrası için de bunu yapabileceğinin teminatıdır. Teslim olmak ya da kabul etmeye dair yukarıda yazdığım tüm cümleler tıpkı bir yerde söylediğim gibi biricik aslında. Yani bu yol ve olana bu şekilde yaklaşım bana iyi gelen hali. Biliyorum, seninki bambaşka olacaktır ve fakat birbirimizle sınanıp birbimizle iyileştiğimiz için yolumu yordamımca buraya iliştirmek istedim. Belki yolda yalnız olmadığımızı hatırlamak iyi gelir diye. Benim için teslim olmak demek pasif bir hale geçmek değil aksine çabamı boşluğa doğru savurmak yerine rotaya yönlendirebilmek demek. Olduğu kadarıyla. Olmayanı benim kudretimin ve çabamın dışında elbette...